Gün Sonu yapılmazsa ne olur ?

SessizGozler

New member
Gün Sonu Yapılmazsa Ne Olur? Bir Şehir, Bir Gün ve Değişen Zamanın Hikayesi

Herkesin kendine göre bir gündemi vardır; sabahın erken saatlerinden geceye kadar, yapılması gereken bir sürü şey... Ama bir de bunların hiç yapılmadığı bir gün var. Biraz önce fark ettim, her günün sonunda yapmadığımız, bir sonraki güne bırakmak zorunda kaldığımız bir şeyler oluyor. Bazen çok basit şeyler, bazen ise göz ardı ettiğimiz büyük bir farkındalık. Ama ya, bir gün sonu hiç gelmezse? Peki, yapılmazsa ne olur? İşte bu soruya bir yanıt bulma arayışımda, sizi de bu hikâyenin içine dahil etmek istiyorum. Biraz düşünmeye, biraz da hayal kurmaya ne dersiniz?

Bir Şehirde, Bir Günün Sonunda: Başlangıç

Düşünsenize, sabah işlerine gitmek için uyanmış, bir telaş içinde giyinmiş, kahvaltı yapmaya vakit bulamamış, metroda karşılaştığınız o kalabalığı görmemek için gözlerinizi yummuş bir insan var. Onun adı Serkan. Dışarıda yağmur yağıyor, insanlar hızla koşturuyor. Ama Serkan, bir şeyin farkında değil. Düşünceleri dağılmış, akşamdan kalan işleri düşünüyor, bir sonraki hafta yapması gereken toplantıyı, izlediği diziyi, belki de sevdiği insanla daha fazla vakit geçirmeyi…

Serkan, çözüm odaklı bir insandır. Her şeyin bir yolu olduğuna inanır. Sabaha kadar çalışmış, işlerini halletmek için saatlerce çözüm üretmiştir ama bir tek şeyi unutmuştur. O anı, o günü bitirmenin, o günü anlamlı kılmanın sırrını. Serkan’ın tek amacı günü bitirebilmek, her şeyin üstesinden gelmektir. Her şeye bir çözüm bulabilir, ama akşam bir oturup günü anlamlı kılmanın, bir “gün sonu” yapmanın önemini hiç düşünmemiştir.

Bir gün, yağmurun sesini dinlerken, birden bir içsel huzursuzluk duyar. Sonunda kendini bir kafede otururken bulur, geçmişe dair uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yapmaya karar verir: düşünmek.

Ama Serkan yalnız değildir. Onun tam karşısında, Eda adında bir kadın oturuyordur. Eda, Serkan’ın çözüm odaklı yaklaşımını görür, ama farklı bir şeyin peşindedir. O, duygusal bir bağ kurmaya çalışan, insanları anlamaya çalışan biridir. Eda’nın dünyasında zaman, sadece yapılması gereken işler değil, aynı zamanda bir bağ kurma, bir ilişki inşa etme, günün sonunda anlam bulma meselesidir.

Eda’nın Dünyası: Günün Sonunda Neler Kaybolur?

Eda, sabahları günün sonunun ne olacağına dair hep bir şeyler düşünerek uyanır. Çalıştığı her dakika, gülümsemek için zaman yaratmaya, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye, ailesine sevgi sözcükleri söylemeye özen gösterir. Eda’nın gözünde bir gün tamamlanmış sayılmak için her şeyin en iyi şekilde sonlanması gerekir. İyi bir iş günü bitmez, önce sevdiğiniz insanlarla bir akşam yemeği, sonra bir kahve, belki bir sohbet…

Eda’nın bakış açısında, bir günün sonu kaybolmuşsa, kaybolan sadece bir işin tamamlanmamışlığı değil, aynı zamanda insanlar arası ilişkilerde de bir boşluk kalır. O an, öylesine bir kayıp hissiyle geçer. İnsanın ruhunda derin izler bırakır, o bir anlık eksiklik. Bu yüzden Eda, günü tamamlamak, insanlarla bağ kurmak ve içsel olarak huzur bulmak için farklı bir yol izler.

Serkan’la karşılaşmalarında, Eda, gözlerinden anlayabileceği kadar, onun da bir şeyleri unuttuğunu fark eder. Bunu ona söylemez ama gözlerinde kaybolmuş bir şey olduğunu hisseder. O an, Eda, Serkan’a bir şey anlatmak ister. Ama o, çözüm arayışındadır. Eda da ona, kaybolan her şeyin insanın içinde birikmiş bir boşluk olduğunu anlatmak ister, ama nasıl?

İşte o an, Eda'nın fark ettiği bir şey vardır: Gün sonunda yapılmayan şeylerin, sadece fiziksel değil, duygusal bir bedeli vardır. O an, Serkan’ın aklına gelir; belki de işlerini yapmanın da ötesinde, günün sonunu tamamlamak başka bir şeydir.

Bir Günü Anlamlı Kılmak: Toplumsal ve Kişisel Perspektifler

Böylece hikâye ilerledikçe, zamanın ve günün sonunun anlamını arayan bir ikili oluşur. Serkan’ın çözüm odaklı yaklaşımı ve Eda’nın empatik bakış açısı, birbirlerinin zıt yönleri gibi görünse de birleştirici bir etki yaratır. Serkan, sorunu çözmek isterken, Eda ona, çözüme gitmeden önce duygusal olarak bağ kurmanın ve anı anlamlı kılmanın önemini anlatır.

Bu karşılaşma, aslında toplumsal yapımızdaki bir ikileme de ışık tutmaktadır. Erkeklerin genellikle iş odaklı, çözüm odaklı bakış açılarıyla günün sonunu anlamlandırmaya çalıştığı bir dünyada, kadınların ise empatiye ve ilişkilere daha fazla değer verdiği bir bakış açısının olması, toplumun evrensel ve bireysel değerlerinde büyük bir yer tutar. İlişkiler kurmak, bir anlam yaratmak, insanlara değer vermek ve o anı özümsemek, bireyin içsel huzurunu sağlar. Ancak bu, çoğu zaman ertelediğimiz, göz ardı ettiğimiz bir eylemdir.

Sonuç: Gün Sonu Yapılmazsa Ne Olur?

Ve sonunda, Serkan ve Eda günün sonunu tamamlamadan oradan ayrılmazlar. Birlikte zaman geçirirler, konuşurlar, kaybolmuş duygularına dokunurlar. Gün biter ama o anın anlamı farklıdır. Çünkü günün sonunu yapmak, yalnızca işlerin tamamlanması değil, insanın içsel olarak bir günü anlamlandırma ve bağ kurma sürecidir.

Hikâyemizi sonlandırırken, sizlere şu soruları sormak istiyorum: Günün sonunu nasıl anlamlı kılarsınız? İşlerinizi yapmanın ötesinde, duygusal bir bağ kurmak ve toplumsal bağlarınızı güçlendirmek sizce ne kadar önemli? Gün sonu yapılmazsa, kaybedilen sadece işler midir, yoksa duygusal bağlar ve içsel bir denge de kaybolur mu?
 
Üst