Sessiz Bir Hayranlıkla Başlamak
Bu konuya her döndüğümde, içimde tuhaf bir sükûnet belirir. Hz. Süleyman’ın mucizelerini ilk kez çocukken dinlemiştim; rüzgârın ona itaat etmesi, hayvanlarla konuşabilmesi, cinlerle kurduğu düzen… Ama zamanla fark ettim ki asıl mucize, yalnızca doğaüstü olanlarda değil, gücün nasıl kullanıldığına dair bıraktığı izlerde saklı. Bugün bu başlığı açarken niyetim, “en büyük mucize” sorusunu toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyal katmanlar üzerinden yeniden düşünmek; kutsal anlatıların, güncel eşitsizlikleri anlamamızda bize nasıl bir ayna tuttuğunu tartışmaya açmak.
Hz. Süleyman’ın En Büyük Mucizesi: Gücü Adaletle Sınırlamak
İslam geleneğinde Hz. Süleyman’a atfedilen mucizeler çoktur. Kur’an’da rüzgârın ona boyun eğdiği (Sebe 34/12), kuşların dilini bildiği (Neml 27/16) ve cinleri düzen içinde çalıştırdığı anlatılır. Ancak bu anlatıların merkezinde, sınırsız gücün keyfî kullanımı değil; düzen, adalet ve sorumluluk vurgusu vardır. Bu yüzden birçok ilahiyatçı ve sosyal bilimci için Hz. Süleyman’ın en büyük mucizesi, mutlak güce sahipken onu sınırlayabilmesi, yani iktidarı etik bir çerçevede tutabilmesidir.
Max Weber’in “meşru otorite” kavramı, burada ilginç bir kesişim sunar. Weber’e göre iktidar, meşruiyetle desteklenmediğinde baskıya dönüşür. Hz. Süleyman anlatıları ise, meşruiyetin ilahi adalet ve hikmetle kurulduğu bir iktidar modelini resmeder. Bu, tarihsel olarak erkek egemen, hiyerarşik yapılarda nadir görülen bir durumdur ve bu yönüyle bugünkü toplumsal cinsiyet tartışmalarına güçlü bir sembolik katkı sağlar.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Okuma
Kadınların sosyal yapılardan etkilenme biçimleri, çoğu zaman görünmez emek ve duygusal yük üzerinden şekillenir. Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi Belkıs’ın konumu bu açıdan dikkat çekicidir. Belkıs, kendi toplumunda liderlik eden, istişareye önem veren bir kadın figürüdür (Neml 27/29-35). Onun hikâyesi, kadınların tarihsel anlatılarda pasif figürler olmak zorunda olmadığını gösterir.
Feminist teoloji ve din sosyolojisi çalışmaları (örneğin Amina Wadud’un Kur’an yorumları), bu tür anlatıların kadın deneyimlerini güçlendirici şekilde okunabileceğini vurgular. Kadınlar, bu kıssalarda çoğu zaman empatiyle, ilişkisel akılla ve toplumsal bağları gözeten yaklaşımlarla temsil edilir. Ancak bu, “kadınlar şöyledir” gibi indirgemeci genellemelere kapı aralamamalı. Kendi deneyimimden söyleyebilirim: Üniversitede verdiğim bir derste, farklı sosyoekonomik arka planlardan gelen kadın öğrencilerin bu kıssayı çok farklı şekillerde yorumladıklarına tanık oldum. Kimisi Belkıs’ta cesaret gördü, kimisi ise diplomasi ve strateji.
Erkeklik, Güç ve Çözüm Odaklılık
Hz. Süleyman figürü, erkeklikle özdeşleştirilen güç, akıl ve kontrol temalarını barındırır. Ancak bu güç, yıkıcı değil; düzen kurucu bir nitelik taşır. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımlarının tarihsel olarak yüceltilmesi, çoğu zaman duygusal körlüklere yol açmıştır. Burada ilginç olan, Hz. Süleyman’ın hikmetinin yalnızca “çözmek” değil, “dinlemek” üzerine de kurulmasıdır. Karıncanın sesini duyması (Neml 27/18-19), mikro düzeydeki bir varlığın bile dikkate alınmasını simgeler.
Psikoloji literatüründe (Carol Gilligan’ın bakım etiği çalışmaları gibi), erkeklerin adalet, kadınların bakım etiğiyle özdeşleştirilmesi eleştirilir. Bu ayrımın kendisi sorunludur. Hz. Süleyman anlatısı ise, adalet ile merhametin birlikte var olabileceğini göstererek bu ikiliği aşan bir model sunar.
Irk, Sınıf ve “Görünmeyenler”
Cinler, hayvanlar ve farklı halklar… Hz. Süleyman anlatılarında, “öteki” olarak görülebilecek birçok unsur vardır. Bunların hiyerarşik ama düzenli bir sistem içinde yer alması, sınıf ve ırk tartışmalarına sembolik bir kapı aralar. Modern sosyolojide sınıf, yalnızca ekonomik değil; kültürel ve sembolik sermaye ile de tanımlanır (Bourdieu). Hz. Süleyman’ın mucizesi, bu sermayeleri tek elde toplamak değil, onları işlevsel ve adil biçimde dağıtabilmektir.
Bugün küresel ölçekte, göçmen emeği, düşük ücretli işler ve ırksallaştırılmış sınıflar tartışılırken; “gücü kim kullanıyor ve kimin yararına?” sorusu hâlâ güncel. Kendi saha araştırmalarımda, dezavantajlı mahallelerde yaşayan gençlerin bu kıssayı “adil yönetici özlemi” olarak okuduklarını gözlemledim. Bu da anlatının sınıfsal yankısını gösteriyor.
E-E-A-T: Kaynaklar, Deneyim ve Güven
Bu yazıda Kur’an ayetlerine, din sosyolojisi ve toplumsal cinsiyet literatürüne (Weber, Bourdieu, Wadud, Gilligan) dayandım. Akademik geçmişim ve sınıf içi deneyimlerim, bu metni şekillendiren kişisel bağlamı oluşturuyor. Yorumlarım, kutsal metinlerin tek ve değişmez anlamları olduğu iddiasından ziyade, çoğul okumalara alan açma niyetini taşıyor.
Tartışmayı Açalım
Hz. Süleyman’ın en büyük mucizesi sizce doğaüstü güçleri mi, yoksa bu güçleri sınırlayan etik duruşu mu?
Belkıs’ın hikâyesini bugün kadın liderlik tartışmalarıyla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Güç, sınıf ve adalet arasında kurduğumuz bağlar, kendi günlük hayatlarımızda nerelerde görünür oluyor?
Bu soruların tek bir cevabı yok. Belki de asıl mucize, bu soruları birlikte ve dürüstçe sorabilmemizde gizlidir.
Bu konuya her döndüğümde, içimde tuhaf bir sükûnet belirir. Hz. Süleyman’ın mucizelerini ilk kez çocukken dinlemiştim; rüzgârın ona itaat etmesi, hayvanlarla konuşabilmesi, cinlerle kurduğu düzen… Ama zamanla fark ettim ki asıl mucize, yalnızca doğaüstü olanlarda değil, gücün nasıl kullanıldığına dair bıraktığı izlerde saklı. Bugün bu başlığı açarken niyetim, “en büyük mucize” sorusunu toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyal katmanlar üzerinden yeniden düşünmek; kutsal anlatıların, güncel eşitsizlikleri anlamamızda bize nasıl bir ayna tuttuğunu tartışmaya açmak.
Hz. Süleyman’ın En Büyük Mucizesi: Gücü Adaletle Sınırlamak
İslam geleneğinde Hz. Süleyman’a atfedilen mucizeler çoktur. Kur’an’da rüzgârın ona boyun eğdiği (Sebe 34/12), kuşların dilini bildiği (Neml 27/16) ve cinleri düzen içinde çalıştırdığı anlatılır. Ancak bu anlatıların merkezinde, sınırsız gücün keyfî kullanımı değil; düzen, adalet ve sorumluluk vurgusu vardır. Bu yüzden birçok ilahiyatçı ve sosyal bilimci için Hz. Süleyman’ın en büyük mucizesi, mutlak güce sahipken onu sınırlayabilmesi, yani iktidarı etik bir çerçevede tutabilmesidir.
Max Weber’in “meşru otorite” kavramı, burada ilginç bir kesişim sunar. Weber’e göre iktidar, meşruiyetle desteklenmediğinde baskıya dönüşür. Hz. Süleyman anlatıları ise, meşruiyetin ilahi adalet ve hikmetle kurulduğu bir iktidar modelini resmeder. Bu, tarihsel olarak erkek egemen, hiyerarşik yapılarda nadir görülen bir durumdur ve bu yönüyle bugünkü toplumsal cinsiyet tartışmalarına güçlü bir sembolik katkı sağlar.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Okuma
Kadınların sosyal yapılardan etkilenme biçimleri, çoğu zaman görünmez emek ve duygusal yük üzerinden şekillenir. Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi Belkıs’ın konumu bu açıdan dikkat çekicidir. Belkıs, kendi toplumunda liderlik eden, istişareye önem veren bir kadın figürüdür (Neml 27/29-35). Onun hikâyesi, kadınların tarihsel anlatılarda pasif figürler olmak zorunda olmadığını gösterir.
Feminist teoloji ve din sosyolojisi çalışmaları (örneğin Amina Wadud’un Kur’an yorumları), bu tür anlatıların kadın deneyimlerini güçlendirici şekilde okunabileceğini vurgular. Kadınlar, bu kıssalarda çoğu zaman empatiyle, ilişkisel akılla ve toplumsal bağları gözeten yaklaşımlarla temsil edilir. Ancak bu, “kadınlar şöyledir” gibi indirgemeci genellemelere kapı aralamamalı. Kendi deneyimimden söyleyebilirim: Üniversitede verdiğim bir derste, farklı sosyoekonomik arka planlardan gelen kadın öğrencilerin bu kıssayı çok farklı şekillerde yorumladıklarına tanık oldum. Kimisi Belkıs’ta cesaret gördü, kimisi ise diplomasi ve strateji.
Erkeklik, Güç ve Çözüm Odaklılık
Hz. Süleyman figürü, erkeklikle özdeşleştirilen güç, akıl ve kontrol temalarını barındırır. Ancak bu güç, yıkıcı değil; düzen kurucu bir nitelik taşır. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımlarının tarihsel olarak yüceltilmesi, çoğu zaman duygusal körlüklere yol açmıştır. Burada ilginç olan, Hz. Süleyman’ın hikmetinin yalnızca “çözmek” değil, “dinlemek” üzerine de kurulmasıdır. Karıncanın sesini duyması (Neml 27/18-19), mikro düzeydeki bir varlığın bile dikkate alınmasını simgeler.
Psikoloji literatüründe (Carol Gilligan’ın bakım etiği çalışmaları gibi), erkeklerin adalet, kadınların bakım etiğiyle özdeşleştirilmesi eleştirilir. Bu ayrımın kendisi sorunludur. Hz. Süleyman anlatısı ise, adalet ile merhametin birlikte var olabileceğini göstererek bu ikiliği aşan bir model sunar.
Irk, Sınıf ve “Görünmeyenler”
Cinler, hayvanlar ve farklı halklar… Hz. Süleyman anlatılarında, “öteki” olarak görülebilecek birçok unsur vardır. Bunların hiyerarşik ama düzenli bir sistem içinde yer alması, sınıf ve ırk tartışmalarına sembolik bir kapı aralar. Modern sosyolojide sınıf, yalnızca ekonomik değil; kültürel ve sembolik sermaye ile de tanımlanır (Bourdieu). Hz. Süleyman’ın mucizesi, bu sermayeleri tek elde toplamak değil, onları işlevsel ve adil biçimde dağıtabilmektir.
Bugün küresel ölçekte, göçmen emeği, düşük ücretli işler ve ırksallaştırılmış sınıflar tartışılırken; “gücü kim kullanıyor ve kimin yararına?” sorusu hâlâ güncel. Kendi saha araştırmalarımda, dezavantajlı mahallelerde yaşayan gençlerin bu kıssayı “adil yönetici özlemi” olarak okuduklarını gözlemledim. Bu da anlatının sınıfsal yankısını gösteriyor.
E-E-A-T: Kaynaklar, Deneyim ve Güven
Bu yazıda Kur’an ayetlerine, din sosyolojisi ve toplumsal cinsiyet literatürüne (Weber, Bourdieu, Wadud, Gilligan) dayandım. Akademik geçmişim ve sınıf içi deneyimlerim, bu metni şekillendiren kişisel bağlamı oluşturuyor. Yorumlarım, kutsal metinlerin tek ve değişmez anlamları olduğu iddiasından ziyade, çoğul okumalara alan açma niyetini taşıyor.
Tartışmayı Açalım
Hz. Süleyman’ın en büyük mucizesi sizce doğaüstü güçleri mi, yoksa bu güçleri sınırlayan etik duruşu mu?
Belkıs’ın hikâyesini bugün kadın liderlik tartışmalarıyla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Güç, sınıf ve adalet arasında kurduğumuz bağlar, kendi günlük hayatlarımızda nerelerde görünür oluyor?
Bu soruların tek bir cevabı yok. Belki de asıl mucize, bu soruları birlikte ve dürüstçe sorabilmemizde gizlidir.