Ne ekersen onu biçersin anlamına gelen kavram nedir ?

Bengu

New member
Ne Ekersen Onu Biçersin: Bir Hikâye ile Öğrenilen Ders

Merhaba sevgili forumdaşlar! Bugün sizlerle paylaşmak istediğim bir hikâye var. Bu hikâye, aslında çok basit ama bir o kadar da derin bir yaşam dersini barındırıyor: "Ne ekersen, onu biçersin." Gelin, hep birlikte bu sözün derinliklerine inmeye çalışalım. Belki hepimiz kendi hayatımızdan bir şeyler buluruz.

Bu hikâye, bir kasabada geçen ve herkesin hayatına dokunan bir olayla ilgili. Hikâyenin içinde, erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını, kadınların ise empatik ve ilişkisel bakış açılarını yansıtan karakterler de var. Hadi o zaman, bir çay alıp rahatça bu hikâyeye kulak verelim.

Bir Kasaba, Bir Çiftçi, Bir Ağaç: Başlangıç

Kasaba halkı, her yıl düzenlenen bir tarım fuarına büyük ilgi gösterirdi. Bu fuar, sadece kasaba halkı için değil, çevre köylerden gelenler için de büyük bir anlam taşıyordu. Yılın en önemli günüydü, çünkü orada, herkes en iyi ürününü sergilerdi. En büyük buğday başakları, en taze sebzeler ve elbette en güzel meyveler yarışırdı.

Bu yıl, kasabaya yeni taşınan bir çiftçi olan Ahmet de katılacaktı. Ahmet, hayatını toprağa adamış, çok çalışan, çözüm odaklı bir adamdı. Tarımın her yönünü bildiğini düşünüyordu. Kasabaya ilk geldiği günden beri her şeyin “çözümü” olduğuna inanmıştı. “Bunu düzgün ekersen, şöyle verim alırsın; şunu şuraya ekerken dikkat etmelisin,” diyerek çevresindekilere sürekli tavsiyelerde bulunurdu.

Ahmet’in yanında bir de eşi Ayşe vardı. Ayşe, Ahmet’in tam tersi bir insandı. O, insanlarla empati kurarak, ilişkileri güçlendirerek her sorunun üstesinden gelmeye çalışırdı. Ayşe'nin gözünde her şeyin bir duygusu vardı. Her tohum, bir hayatı başlatır; her ağaç, bir umut ışığıydı. Ahmet’in bakış açısını zaman zaman sorgulardı, çünkü Ahmet bazen çok fazla çözüm ararken, duygusal bağları ve toplumsal etkileri göz ardı edebiliyordu.

Ahmet’in Çözüm Odaklı Yolu: Toprağa Tohum Ekmek

Bir gün Ahmet, kasaba meydanında büyük bir açıklama yaptı: "Fuar günü gelirken, en iyi buğdayı ben yetiştireceğim! Hep söyledim, doğru ekim yapın, doğru sulama yapın, ve sonuç mükemmel olur!"

Ahmet bu sözü söyledikten sonra hemen tarlasına döndü. Her şeyi mükemmel yapacağına inandı. Tohumlarını çok dikkatli seçti, toprağını iyice hazırladı ve her şeyin en iyisini yapmaya karar verdi. Ekinlerini hiç unutmadı, sabah akşam suladı. Ancak, bir şeyi atlamıştı: İnsanların ve doğanın bu denli sistematik bir şekilde kontrol edilemeyeceği gerçeğini.

Fuar günü geldiğinde Ahmet, en büyük başakları gösterdi ve herkesin dikkatini çekti. Ama, kasaba halkı sadece başaklara bakarak değil, içindeki taze duygulara da baktı. Ayşe, Ahmet’in ekiminden farklı olarak, kendi bahçesindeki tohumları biraz daha özenle seçti. Sadece verimliliğe değil, aynı zamanda toprağa olan sevgisini de eklemeyi ihmal etmedi.

Ayşe’nin Empatik Yaklaşımı: Toprağa Sevgiyle Ekmek

Ayşe, tarlasını özenle işlerken, Ahmet gibi sadece çözüm odaklı değil, duygusal bağlar kurarak toprağa dokunmayı tercih etti. Her tohumun sadece bir ürün vermekle kalmayıp, doğanın dengesine katkıda bulunması gerektiğine inanıyordu. Her ağaç, ona göre, bir yaşamın parçasıydı; toprakla kurduğu bağ, ondan aldığı her şeyin değerini bilmesini sağlıyordu.

Ayşe’nin ekimleri, Ahmet’inkilerden daha küçük, daha mütevazıydı. Ama her biri, kasaba halkının dikkatini çekti. Çünkü her ürün, sadece verimli değil, aynı zamanda içindeki duyguyu, sevgiyi ve özeni de taşıyordu. Ayşe, tohumlarına nazikçe dokunuyor, toprağa dua ediyordu. O, doğanın verdiği her şeyi minnetle kabul ediyordu.

Fuar günü geldiğinde, Ayşe'nin bahçesinin içinde hem verimlilik hem de anlam vardı. İnsanlar onun tarımını yalnızca verimli olduğu için değil, içinde hissettirdiği sıcaklık ve samimiyet için de beğenmişti.

Sonuç: Ne Ekersen, Onu Biçersin

Fuarın sonunda, kasaba halkı Ayşe'nin tarlasını Ahmet’in tarlasından daha çok takdir etti. Verimlilik önemliydi elbette, ama duygusal bir bağ, insanları daha fazla etkiliyordu. Ahmet, en başta çözüm odaklı yaklaşmıştı, ama sonunda fark etti ki, sadece verimli tohumlar değil, aynı zamanda içten gelen bir sevgi de gereklidir.

Ayşe, toprağa sadece ekmek değil, ona sevgisini de ekmişti. Sonunda, kasaba halkı onun bahçesindeki meyveleri sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da "biçmişti".

Hikâyeden Ne Öğrendik?

Arkadaşlar, "Ne ekersen onu biçersin" dediğimizde, sadece toprak üzerindeki bir fiziksel işten bahsetmiyoruz. Aynı zamanda ilişkilerde, hayatta ve insanlara karşı da benzer bir yasa işler. Ahmet, sadece ürün üzerine odaklanarak, duygusal bağlantıları gözden kaçırdı; Ayşe ise hem verimliliği hem de sevgi ve özeni birleştirdi. Ve sonunda, kasaba halkı her iki yaklaşımın farkını görmüş oldu.

Şimdi, sevgili forumdaşlar, sizce "ne ekersen onu biçersin" sadece tarımda mı geçerlidir? Hayatımızda bu yaklaşımı nasıl uyguluyoruz? Yorumlarınızı paylaşın, hep birlikte bu dersi tartışalım!
 
Üst