Divan-ı Hümayun'un yerine ne geldi ?

Sevval

New member
Divan-ı Hümayun’un Yerine Ne Geldi? Osmanlı’dan Modern Bürokrasiye Uzanan Dönüşüm

Divan-ı Hümayun’un Yerine Ne Geldi? Osmanlı’dan Modern Bürokrasiye Uzanan Dönüşüm

Osmanlı tarihini biraz kurcalayan herkesin bir noktada karşısına çıkan sorulardan biri şu: Divan-ı Hümayun ortadan kalkınca onun yerine tam olarak ne geldi? İlk bakışta bunun tek cümlelik bir cevabı varmış gibi görünüyor. “Meclis-i Vükelâ geldi” denebilir. Fakat meseleye biraz daha yakından baktığımızda bunun aslında bir kurumun başka bir kurumla değiştirilmesinden çok daha büyük bir dönüşüm olduğunu görüyoruz.

Çünkü Divan-ı Hümayun yalnızca devlet adamlarının oturup karar aldığı bir toplantı değildi. Osmanlı merkez yönetiminin adalet, idare, atama, maliye ve devlet işleriyle ilgili birçok fonksiyonunu aynı bünyede toplayan çok işlevli bir yapıydı. 19. yüzyılda ise bu anlayış parçalanarak uzmanlaşmış nezâretlere, yüksek meclislere ve yeni bürokratik kurumlara dağıtıldı.

Bu nedenle “Divan-ı Hümayun’un yerine ne geldi?” sorusunun en doğru cevabı, tek bir kurum değil; Meclis-i Vükelâ, Meclis-i Vâlâ, nezâretler ve daha sonraki dönemde Şûrâ-yı Devlet ile Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye gibi kurumların oluşturduğu yeni yönetim sistemidir.

Divan-ı Hümayun Nasıl Bir Kurumdu?

Divan-ı Hümayun, özellikle klasik Osmanlı döneminde devlet yönetiminin en önemli karar mekanizmalarından biriydi. Sadrazamın başkanlığında toplanan divanda devletin farklı alanlarıyla ilgilenen üst düzey görevliler bulunuyor, çeşitli meseleler görüşülüyor ve kararlar padişahın otoritesi çerçevesinde uygulanıyordu.

Burada önemli bir ayrıntı var: Divan-ı Hümayun’u bugünkü anlamda bir “bakanlar kurulu” olarak düşünmek yanıltıcı olur. Çünkü modern hükümet sistemlerinde yasama, yürütme ve yargı belirli ölçülerde birbirinden ayrılmıştır. Osmanlı Divanı ise farklı fonksiyonları aynı yönetim mekanizması içinde bulunduruyordu.

Dolayısıyla Divan-ı Hümayun’un ortadan kalkması, sadece toplantı masasının değişmesi anlamına gelmedi. Devlet işlerinin nasıl organize edildiği de değişti.

Osmanlı yönetimindeki bu dönüşümü anlamak için TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “Hükümet”, “Tanzimat” ve “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye” maddeleri oldukça yararlı kaynaklar arasında yer alıyor.

Asıl Dönüşüm II. Mahmud Döneminde Başladı

Divan-ı Hümayun’un eski ağırlığını kaybetmesi bir gecede gerçekleşmedi. Özellikle II. Mahmud döneminde merkezi yönetimin yeniden yapılandırılmasıyla süreç hızlandı.

1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması bunun önemli dönüm noktalarından biriydi. Ardından devletin merkez teşkilatında daha uzmanlaşmış bir bürokrasi oluşturulmaya başlandı. 1830’lu yıllarda sadâret kethüdâlığı Umûr-ı Mülkiyye Nezâreti’ne, reîsülküttaplık ise Umûr-ı Hâriciyye Nezâreti’ne dönüştürüldü. Maliye alanında da yeni yapılanmalar ortaya çıktı.

Bu değişim bize aslında çok önemli bir şey söylüyor: Osmanlı yönetimi, eski çok işlevli divan modelinden uzmanlaşmış devlet daireleri modeline doğru ilerliyordu.

Bugünkü bakanlık sistemini düşünelim. Maliye ayrı, dışişleri ayrı, içişleri ayrı bir uzmanlık alanıdır. 19. yüzyıl Osmanlı reformlarıyla buna benzeyen bir ayrışma ortaya çıkmaya başladı.

Peki Divan-ı Hümayun’un Yerine Meclis-i Vükelâ mı Geldi?

Sorunun en kısa cevabı açısından evet, Meclis-i Vükelâ önemli bir karşılıktır; fakat tek başına yeterli cevap değildir.

Meclis-i Vükelâ veya Meclis-i Hâs, özellikle Abdülmecid döneminde devletin üst düzey karar mekanizmalarından biri haline geldi. Nâzırların oluşturduğu bu yapı Bâbıâli'de sadrazamın başkanlığında toplanıyor ve önemli devlet meselelerini görüşüyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi, Abdülmecid döneminde Divan-ı Hümayun’un önemini kaybettiğini ve onun yerini nâzırların oluşturduğu Meclis-i Hâs, diğer adıyla Meclis-i Vükelâ’nın aldığını açıkça belirtmektedir.

Ancak Meclis-i Vükelâ'nın modern anlamda bugünkü kabineyle tamamen aynı olduğunu söylemek de doğru olmaz. İlk dönemlerinde padişaha bağlıydı ve bakanların kolektif sorumluluğu modern parlamenter kabine sistemindeki biçimde gelişmemişti.

Yani burada bir “eski kurum gitti, yenisi geldi” hikâyesinden ziyade, devlet yönetiminin kademeli olarak yeniden örgütlenmesi söz konusudur.

Meclis-i Vâlâ Neden Bu Kadar Önemliydi?

1838 yılında kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye, bu dönüşümün en önemli parçalarından biriydi. 24 Mart 1838’de kurulan meclisin temel görevlerinden biri Tanzimat reformları için gerekli kanun ve nizamları hazırlamak ve bunların uygulanmasını denetlemekti.

Üstelik Meclis-i Vâlâ yalnızca kanun hazırlayan bir kurum değildi. Bir dönem yüksek mahkeme işlevi de gördü. Bu açıdan Divan-ı Hümayun’un bazı eski fonksiyonlarının yeni kurumlara dağıtıldığını açık biçimde görebiliyoruz.

Bu ayrıntı bence konunun en ilginç taraflarından biri. Çünkü Osmanlı bürokrasisi modernleşirken eski kurumların bütün görevlerini tek bir yeni kuruma aktarmadı. Tam tersine, Divan’ın sahip olduğu farklı fonksiyonlar uzmanlaşmış kurumlar arasında paylaştırıldı.

Divan’ın Adalet Fonksiyonu Nereye Gitti?

Bu sorunun cevabı da zaman içinde değişiyor.

1838’de Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye önemli bir yüksek yargı ve reform kurumu olarak ortaya çıktı. Daha sonra 1861’de Meclis-i Vâlâ ile Meclis-i Âlî-i Tanzîmat, Meclis-i Ahkâm-ı Adliyye adı altında birleştirildi.

1868’de ise bu yapı iki önemli kuruma ayrıldı: Şûrâ-yı Devlet ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye. Böylece idare ve danışma alanıyla yüksek yargı alanı daha belirgin biçimde birbirinden ayrılmaya başladı. TDV'nin “Mahkeme” maddesi, Divan-ı Hümayun’un işlevsizleşmesi sonrasında bu yüksek yargı kurumlarının ortaya çıkışını özellikle vurguluyor.

Dolayısıyla “Divan-ı Hümayun’un yerine ne geldi?” sorusuna sadece Meclis-i Vükelâ demek, işin yargı ve yasama tarafını eksik bırakır.

Bâbıâli’nin Yükselişi: Saraydan Bürokrasiye Doğru

Dönüşümün bir başka boyutu da Bâbıâli'nin giderek daha önemli hale gelmesidir.

Klasik dönemde devlet yönetiminin sembolik ve fiilî merkezi saray çevresindeki Divan-ı Hümayun iken, 19. yüzyılda sadrazamlık ve nezâretlerden oluşan Bâbıâli bürokrasisi çok daha belirgin bir yönetim merkezi haline geldi.

Bu durum Osmanlı devletinde siyasi gücün tamamen padişahtan bürokrasiye geçtiği anlamına gelmez. Padişahın otoritesi devam ediyordu. Fakat kararların hazırlanması, uzmanlık gerektiren işlerin yürütülmesi ve devlet yazışmalarının gerçekleştirilmesi giderek daha profesyonel bürokratik kadroların sorumluluğuna bırakılıyordu.

Burada Avrupa etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin askeri, mali ve diplomatik kapasitesiyle doğrudan rekabet etmek zorundaydı. Bu rekabet, merkezi devletin daha düzenli ve uzmanlaşmış hale getirilmesini teşvik etti.

Ancak Osmanlıların yaptığı şey basit bir “Avrupa modelini kopyalamak” değildi. Yerel kurumlar, İslami hukuk geleneği, padişahlık, sadrazamlık ve mevcut bürokratik kültür yeni yapılarla birlikte yaşamaya devam etti.

Farklı Kültürlerde Benzer Bir Dönüşüm Var mıydı?

Burada Osmanlı deneyimini dünya tarihiyle karşılaştırmak oldukça ilginç.

Avrupa'da erken modern dönemde kralların çevresindeki danışma meclisleri zamanla uzmanlaşmış bakanlıklara ve bürokratik kurumlara dönüşmeye başladı. Fransa'da kraliyet konseyleri, İngiltere'de zamanla kabine hükümeti ve bakanlıklar bu uzun dönüşümün farklı örnekleridir.

Çin'de ise imparatorluk yönetiminin farklı dönemlerinde merkezi danışma ve bürokrasi kurumları bulunuyordu. Özellikle Qing dönemindeki Grand Council gibi yapılar, imparatora yakın karar mekanizmalarının nasıl uzmanlaşabildiğini gösterir.
 
Üst