Preferden sonra ing gelir mi ?

Damla

New member
Preferden Sonra -ing Gelir mi? İngilizce Dilbilgisi, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf İlişkisi

İngilizce öğrenirken insanın bazen en basit görünen sorularda bile takılıp kaldığı oluyor. Mesela “prefer” fiilinden sonra “-ing” mi gelir, “to” mu kullanılır? İlk bakışta bu, yalnızca dilbilgisiyle ilgili küçük bir ayrıntı gibi görünebilir. Ancak dil öğrenme sürecine biraz daha yakından baktığımızda, hata yapma korkusunun, eğitim fırsatlarının, ekonomik koşulların ve hatta toplumsal beklentilerin öğrenme deneyimimizi etkilediğini fark ederiz. Bazılarımız yanlış cevap verdiğinde rahatça yeniden denerken bazılarımız aksanıyla, kelime seçimiyle veya dilbilgisi hatasıyla alay edilmesinden çekinebilir.

Peki, İngilizce öğrenmek gerçekten herkese eşit fırsatlar sunuyor mu? Bir dilbilgisi kuralını öğrenmek kadar, o kuralı kullanırken kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz de önemli değil mi?

1. Prefer Fiilinden Sonra -ing mi, To mu Gelir?

İngilizcede “prefer” fiili, iki seçenek arasında tercih belirtmek için kullanılır. Bu fiilden sonra hem fiilin “-ing” biçimi hem de “to + fiilin yalın hâli” gelebilir. Her iki yapı da doğrudur; ancak cümlenin kuruluşuna göre kullanım farklılaşır.

Prefer + fiil-ing

Bir etkinliği tercih ettiğimizi belirtirken fiilin “-ing” biçimini kullanabiliriz.

- I prefer reading books. (Kitap okumayı tercih ederim.)

- She prefers walking to work. (İşe yürüyerek gitmeyi tercih eder.)

- I prefer studying in the morning. (Sabahları ders çalışmayı tercih ederim.)

Prefer + to + fiilin yalın hâli

Aynı tercih, “to” ile başlayan yapıyla da ifade edilebilir.

- I prefer to read books. (Kitap okumayı tercih ederim.)

- She prefers to walk to work. (İşe yürüyerek gitmeyi tercih eder.)

- I prefer to study in the morning. (Sabahları ders çalışmayı tercih ederim.)

Dolayısıyla “Preferden sonra mutlaka -ing gelir” demek doğru değildir. Her iki yapı da kullanılabilir.

Prefer A to B

İki etkinliği karşılaştırırken özellikle dikkat edilmesi gereken bir yapı vardır:

- I prefer reading to watching TV. (Televizyon izlemektense kitap okumayı tercih ederim.)

- She prefers walking to driving. (Araba kullanmaktansa yürümeyi tercih eder.)

Burada ilk “to”, iki tercih arasında karşılaştırma kuran bir edattır. Bu nedenle ardından fiilin “-ing” biçimi gelir.

Benzer biçimde isimler de kullanılabilir:

- I prefer tea to coffee. (Kahveyi değil, çayı tercih ederim.)

Prefer to do rather than do

İki eylemi karşılaştırmanın bir başka yolu da şöyledir:

- I prefer to walk rather than drive. (Araba kullanmaktansa yürümeyi tercih ederim.)

Bu örnekte “prefer” sonrasında “to walk”, “rather than” sonrasında ise yalın fiil olan “drive” kullanılmıştır.

Özetle, “prefer” sonrasında hem “-ing” hem de “to + fiil” yapısı kullanılabilir. İki etkinliği “prefer A to B” kalıbıyla karşılaştırırken ise paralel yapı kurmak ve fiilleri “-ing” biçiminde kullanmak önemlidir.

2. Dil Öğrenmek Yalnızca Dilbilgisi Meselesi midir?

Dilbilgisi kurallarını öğrenmek, İngilizceyi etkili kullanmanın önemli bir parçasıdır. Ancak dil öğrenme deneyimi yalnızca kitaplardan, sınavlardan ve ezberlenen kurallardan oluşmaz. Öğrencinin ailesinden aldığı destek, okulunun olanakları, ekonomik durumu ve yaşadığı çevre de öğrenme sürecini etkileyebilir.

Örneğin, özel İngilizce derslerine katılabilen, yabancı dilde kitaplara erişebilen ve internet üzerinden uluslararası içerikleri takip edebilen bir öğrenciyle sınırlı kaynaklara sahip bir öğrencinin deneyimi aynı olmayabilir. Her iki öğrenci de aynı dilbilgisi kuralını öğrenebilir; ancak bu bilgiyi uygulama, konuşma pratiği yapma ve hatalarını düzeltme fırsatları farklılaşabilir.

Ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler, bireylerin öğrenme motivasyonunu doğrudan belirlemez. Maddi olanakları sınırlı pek çok öğrenci büyük başarılar elde ederken ekonomik açıdan avantajlı öğrenciler de öğrenme güçlükleri yaşayabilir. Bununla birlikte, eğitim kaynaklarına erişimdeki farklılıkların öğrenme fırsatlarını etkileyebileceğini göz ardı etmemek gerekir.

Bu noktada şu soruyu sormak anlamlıdır: Bir öğrencinin İngilizce başarısını değerlendirirken yalnızca sınav sonucuna mı bakmalıyız, yoksa o sonuca ulaşırken sahip olduğu imkânları da dikkate almalı mıyız?

3. Toplumsal Cinsiyet ve Dil Öğrenme Deneyimleri

Toplumsal cinsiyet, insanların eğitim hayatında karşılaştıkları beklentileri ve fırsatları etkileyebilen sosyal faktörlerden biridir. Ancak kadınların ve erkeklerin dil öğrenme biçimlerinin doğuştan ve değişmez şekilde farklı olduğunu söylemek doğru olmaz. Bireysel deneyimler, kültürel çevre, eğitim sistemi ve kişilik özellikleri önemli farklılıklar yaratabilir.

Bazı toplumlarda kız çocuklarının daha dikkatli, uyumlu ve başarılı olmaları beklenirken erkek çocuklarının hata yapmaları veya rekabetçi davranmaları daha fazla hoş görülebilir. Başka ortamlarda ise kız çocuklarının eğitimine çeşitli kısıtlamalar getirilebilir ya da erkek çocuklarından erken yaşta çalışmaları beklenebilir. Bu örnekler her toplumda aynı biçimde görülmez; ancak toplumsal beklentilerin eğitim fırsatları üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olur.

Bir kız öğrenci, sınıfta İngilizce konuşurken yanlış telaffuz ettiği için küçümsenmekten çekinebilir. Bir erkek öğrenci ise yardım istemenin yetersizlik göstergesi olduğu düşüncesiyle anlamadığı bir konuyu sormaktan kaçınabilir. Bunlar bütün kadınların veya bütün erkeklerin yaşadığı deneyimler değildir. Amaç, belirli davranışları bir cinsiyete mal etmek değil, insanların toplumsal beklentiler nedeniyle farklı baskılar hissedebileceğini göstermektir.

Kadınların deneyimlerini anlamaya çalışırken eğitimdeki görünmez engellere, bakım sorumluluklarına, güvenlik kaygılarına ve toplumsal beklentilere duyarlı olmak önemlidir. Bazı kadınlar aile içindeki sorumluluklar nedeniyle ders çalışmaya daha az zaman ayırabilirken bazıları da mesleki gelişimlerini destekleyen güçlü çevrelere sahip olabilir. Kadınların deneyimleri sınıf, yaş, engellilik, yaşanılan bölge ve diğer toplumsal koşullara göre değişir.

Erkeklerin çözüm odaklı katkıları ise eşitsizliğin yalnızca bireysel çabayla giderilemeyeceğini kabul ederek somut adımlar geliştirmek olabilir. Örneğin, eğitim materyallerinin ücretsiz erişime açılmasını desteklemek, sınıfta söz hakkının adil dağıtılmasına katkıda bulunmak ve yardım istemeyi normalleştirmek herkes için yararlı olabilir. Bu tür katkılar yalnızca erkeklerin sorumluluğu değildir; kadınlar ve farklı toplumsal kimliklere sahip kişiler de aynı çözümlerin geliştirilmesinde etkin rol oynayabilir.

Asıl mesele, kadınların daha duygusal, erkeklerin ise daha mantıklı olduğu gibi kalıplaşmış düşüncelere sığınmadan farklı deneyimleri dinlemek ve eğitim ortamlarını herkes için daha kapsayıcı hâle getirmektir.
 
Üst